5 Temmuz 2016 Salı

44. İstanbul Müzik Festivali'nin Ardından

Şubat ayında biletleri alırken 8 konsere gideceğim diye karar vermiştim. Heyecanla biletleri almış haziran ayını beklemeye koyulmuştum. Fakat bir kaç haftadır geçirdiğim bir rahatsızlık yüzünden 4 konsere gidememiş oldum. İzlediklerimden de ne kadar keyif alınabilecekse bu durumda o kadar keyif aldım.

İzlediklerim;

İdil Biret - Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall
Academy Of St. Martin In the Fields & Murray Perahia I - Aya İrini
Alexei Volodin - Saint Antoine - Bu konser hakkında kısaca bahsetmem gerekirse Tilbe Saran ve Mert Fırat Shakespeare'den alıntılar okudu. daha doğrusu Tilbe Saran adeta bir okuma tiyatrosu ciddiyetinde Sevgili Mert Fırat ise elindeki kağıtta yazanları okuyamayacak devamlı takılacak acemiliğindeydi. Hayranları bozulmasın ama ben kendisini sahnede izlerken keyif alamıyorum.
Viyana Senfoni Orkestrası - Lütfi Kırdar

İzleyemediklerim ise şu şekilde;

Orchestra of the swan - Aya İrini
Borusan İstanbul Filarmoni&Angel Blue - Aya İrini
Venedik Barok Orkestrası & Patricia Petibon - Aya İrini
Richard Galliano & Sylvain Luc Edith Piaf'a saygı gecesi - Fransız Sarayı Bahçesi


Sanırım Aya İrini bana bu sene iyi gelmemiş =)

Seneye bir aksilik olmazsa sağlıkla yeni konserlere demek istiyorum =)


20. İstanbul Tiyatro Festivali'nin Ardından

İki sene boyunca hasretle beklediğimiz festivali bu yılda görmek nasip oldu. Şükürler olsun !

13 oyunun sadece bir tanesine gitmeyerek festival tarihinin en az firesini verdin sanırım =)

Sezonda izlesem olur dediğim oyunları eleyerek listemi yaptım. İzlediğim oyunları belirtmek gerekirse ,

Godot'yu Beklerken: Efendim festivalin açılış oyunu olan sevgili Godot'u izlemek için Uniq Hall salonunda yerimizi aldık. Koskocaman bir salon yapmışlar sezon içinde oynanacak oyunlarda salonun dolacağına pek ihtimal vermiyorum. Belki yurt dışından misafir etkinliklere kapılarını açarlarsa ve fiyatları Zorlu PSM gibi yüksek tutmazlarsa istenilen doluluk oranına ulaşmak mümkün yoksa zor. Daha fazla uzatmadan oyuna gelelim ben Şahika Tekand rejisinden daha önce maalesef sadece bir oyun izlemiş biri olarak oyun bitiminde üzüntülere boğuldum. Nasıl bir disiplin, nasıl bir çalışma uygun kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. Bir değişiklik olmazsa sezona devam edecek olan bu oyunu kaçırmayın !

Hizmetliler: Bu oyuna ön yargısız gittim. BBT 'dan izlediğim harika yorumu zihnimin en derinliklerine attım öyle koltuğa oturdum ama gel gör metni bilmeyen birinin oyundan bir şey anlaması zor. Çıkışta; ne anlattı bu yaaa, neydi bu yaaa diye konuşan sevgili seyirciler ( ağzınızı yiyeyim ! ) bu cümlemi kanıtlar nitelikte. Tatbikat Sahnesi oyunları farklı bir tarzda ortaya koyuyor. Keza mezarsız ölüler ve Woyzeck Masalı izlediğimde beni etkilememişti.

O/Hakkari'de Bir Mevsim: İşte hayal kırıklığından sonra biraz olsun beni kendime getiren oyundur. Sarı Sandalye ekibinin diğer oyunlarını izlemiştim. Her izlediğimde bendeki yerleri daha bir farklılaştı. Ferit Edgü'nün kaleminden dökülen muhteşem sözcükleri o kadar iyi yorumlamışlar ki bayıldım.

Aslan Asker Şvayk: Sayın okuyucu ben pek dizi falan izlemem. Kırk yılın başında televizyon kumandasından kanallar arasında gezinti yaparken dizi fragmanına denk geleceğim öyle bir bakacağım. Dizilerle aram bu şekildedir. O yüzden çoğu kişinin TV'den tanıdığı Sermet Yeşil olsun, Serkan Keskin olsun, Tansu Biçer, Nadir Sarıbacak olsun hepsini tiyatrodan tanırım. Çok af edersiniz ama Serken Keskin yıllardır Kocamustafapaşa semtinde tiyatro yapıyor hiç gittin mi? Daha doğrusu haberin var mı ? Sonra kalkmış adam çok iyi oyuncu yaaaaa ... !!! Bu kadar sinir sanırım kafi gelelim oyunumuza. Sana ne oluyor niye sinirleniyorsunuz diyenler olursa efendim yapım maalesef sakin olmaya elverişli değil =) Sermet Yeşil'i ilk defa Kosmos filminde görüp, Savaş adlı oyunda izleyip haran kalmıştım. Devamı ise Aç Köpekler, Seviyoruz ve hiçbir şey bilmiyoruz ile geldi. Maalesef Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nun Lüküs Hayat oyununda izleyemedim. Aslan Asker Şvayk biletimi sağ olsunlar 8.sıradan verdikleri için önce biraz hüzünlendim fakat oyun başlamadan önce 3. sonra 2. sıradaki yerimi aldım başladım izlemeye. Aslan askerimizin çek savaşı sırasında yaşadığı anıları izliyoruz sahnede. Sermet Yeşil her zaman olduğu gibi sahnede göz doldurdu. Ayrıca Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nun tatlı genel sanat yönetmeni Ercüment Yılmaz'ı sahnede bir kez daha izlediğim için pek mutlu oldum.

E-Mülteci.com: Fransa'da yaşayan ve oyunları bir sürü yönetmen tarafından sahnelenen Sedef Ecer'in e-mültecisi ismine mütemadiyen mülteci sorununa bol göndermeli bir oyun. Meltem Cumbul'un üç ayrı mülteci kadını canlandırdığı oyunda yer yer hareketlerinde abartıya kaçsa da izlediğim için memnunum. Ayrıca sahnede ilk defa Fehmi Karaarslan diye bir yeteneği keşfettim. Eğitimini Fransa'da tamamlamış. Umarım ileride farklı bir oyuna izleme fırsatımız olur.

Kıyamete Kadar Kapattım Kalbimi: Biriken'in LGBTİ aktivisti olan Boysan Yakar anısına sahnelediği bu oyun aslında genç yaşta hayatını kaybetmiş Boysan için bir ağıt.

Üç Kız Kardeş: Sahnede hızlandırılmış üç kız kardeş izledim. Çıkışta seyirci ne anlattı bu diye konuşup duruken, Anton Çehov kim diyen birisini bile duydu bu kulaklar.

Ev'vel Zaman: Sevgili Gülce Uğurlu'nun yazıp yönettiği oyunda Funda Eryiğit, Bedir Bedir ( kendisine dikkat ediniz) ve Esme Madra yer alıyor. Kentsel dönüşüm konulu oyun ilginç dekor tasarımına sahip. Yıkılan, dağıtılan ve atılan tahta parçalarını kentsel dönüşüm ( ölüşüm demek daha doğru sanırım) ile bağdaştırmak mümkün.

An: Geçen yıl Özen Yula'nın babasını kaybetmesinden sonra sahneye koymayı planladığı bir proje. Kadıköy Yeldeğirmeni Sanat Merkezi'nin en alt katında bir yoğun bakım ünitesi kurulmuş. İçeri girerken tıpkı bir yoğun bakım ünitesine girermiş gibi özel kıyafetler giydirilerek yoğun bakım odasına alınıyorsunuz. En başta 5 yatak dolu anlıyorsunuz 6.yatağa acil olarak bir hasta gelecek. Her hastanın hikayesi farklı. Oyun süresince Özen Yula'nın dediği gibi hastaların en mahrem anlarına tanık oluyorsunuz. Örneğin bir hastanın alt temizliğinin tamamını izleyebiliyorsunuz. Bir hasta ex olduktan sonra hangi aşamalardan geçirilerek morga hazırlandığını izliyorsunuz. Oyun başında Özen Yula'nın lütfen cep telefonlarınızı kapatın ya da sessize alın hastalarımızın en özen anlarını izleyeceksiniz demesine rağmen yurdum insanının birinin telefonu tabii ki çaldı. Özen Bey'in attığı bakışı unutmayacağım :) Benim katıldığım seansta çıkan olmadı ama kenarda köşede duran seyirciler mevcuttu. Devamı gelmeyecek olan bu projeyi izleyebildiğim için fazlasıyla memnunum. Etkilenmediğim içinde bir sıkıntı yaşamadım.

Vanya, Sonya, Maşa ve Spike: Pera Sahnesi'nde yerimizi aldık oyunu bekliyoruz. Bir kez daha Tilbe Saran'ı izleyeceğim için kalbim küt küt atıyor :) Pera Tiyatrosu'nda geçen sezon yaşadığım hayal kırıklıklarından sonra ( bazı Shakespeare - ya da Şeyh Pir =) uyarlamalarının fazlasıyla güncelleştirilmesi sebebi ile ) bu sezon oyun izlememiştirm. Ama bu hazırladıkları oyun ile gönlümü almayı başardılar. Sezona sahnelenecek olan oyun için Tilbe Saran oynamayabilir ama yine de fırsat bulursanız gidip izleyin. Bol bol kahkaha atıp keyfin doruğuna ulaşacaksınız.

Köpeklerin İsyan Günü: Diğer oyunculara haksızlık etmek gibi olmasın ama Elif Ürse'nin yeri bende ayrıdır. Nitekim aradığımı bulamadım. Zaten oyunun sahnelenmesi sırasında ödüllü Cem Yılmazer'in devasa yaptığı kapı dekoru Selcan Gülbahar'ın üstüne düşerek yaralanmasına sebep oldu. Ben sahnede otururken oyun sırasında koskocaman dekor pat diye neredeyse ayaklarımızın dibine düşü verdi , ya kafama gelseydi diye düşündüm. Olan Selcan'a oldu.

Baba ve Piç: Kapanışı yaptığım oyun herkesin bildiği bir Elif Şafak romanı olan Baba ve Piç. Romanı okumadım okuya arkadaşlarım birebir anlatığını ama romanın daha derinlikli olduğunu söylediler. Sahnede SerraYılmaz ve Selen Uçer'i izlemek keyifliydi. Hande Ataizi'nin performansını ise o kadar iyi beklemiyordum.

İzlediğim oyunlar bu şekildeydi. Kısmet olursa 3 haftalık tatilden sonra sezon boyunca izlediğim oyunları kısaca belirteceğim. Tiyatroyla kalın efendim. Sevgiler =)

35. İstanbul Film Festivali'nin Ardından

2 yıl önce 33. İstanbul Film Festivali'nin Ardından başlığıyla paylaştığım yayından sonra hiç festival yazısı yazmamışım. Ne hayallerle blog yazmaya başladığım aklıma geliyor bu satırları yazarken. İzlediğim oyunları paylaşacaktım fakat izlediğim oyunların sayısı geçen yıl 125 rakamına ulaşınca bunun imkansız olabileceğine kendimi inandırmaya çalıştım. Yoksa üşengeçlikle kesinlikle alakası yok !

Gelelim 35. İstanbul Film Festivali'ne

Aldığım 15 filmden sadece 4 tanesini izleyemedim. İzlediğim filmler ise şu şekilde,

Belgica: Efendim içkinin su gibi aktığı bir film izleyeceksiniz. Şu sıralar başka sinema salonlarında gösteriliyor.

11 Dakika: 81 dakikalık bu filmde bir sürü farklı insanın hayatlarına yaklaşan kıyametin hissedildiği 11 dakikayı anlatıyor. Adeta felaketin kapıda olabileceğini seyirciye hissettiren filmden fazlasıyla keyif aldık.

Dağ: Kudüs'te bir mezarlıkta geçen bu filmde kahramanımız bir gece dışarı çıkıyor ve mezarlıkta bir kadın ve erkeğin sevişmesine tanık oluyor. Bu manzara karşısında şaşırsa da insan oğlunun en zayıf güdülerinden biri olan merakına yenik düşerek akşam gezmelerini sıklaştırıyor.

Neon Boğa: Festivallerden ödülle dönen filmimizde salondan kaç kişi çıktı sayamadım. Belki haklılardı bir şey diyemeyeceğim. Yer yer ağır akan filmde at sırtında boğaların kuyruklarını yakalayıp yere düşüren rodeocuların hayatını anlatıyor.

Kadınların Gölgesinde: Fransa-İsviçre ortak yapımı olan film kadın erkek ilişkilerini dürüstlük temasıyla irdeliyor. Filmin sonunun biraz Türk filmlerine selam göndermesine rağmen keyifli diyebiliriz. Ayrıca siyah beyaz çekim filmi daha da ilginç kılmış.

Çete: Venedik Film Festivali en iyi yönetmen ödüllü çete Arjantin istihbarat servisi için çalışan Puccio ailesinin babalarının cunta hükümetinin dağılmasından sonra işsiz kalmasına rağmen hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesini konu alıyor. Arjantin'de hasılat rekorları kıran çeteyi ben çok beğendim ve nefes nefese izledim.

Gökdelen: Bu film 70'lerin distopya havasını yansıtan bir bilimkurgu. Bu türlerden hoşlanmayan bendeniz filmi nasıl bir ilgiyle izlediysem yanımdakiler şaşkınlığını gizleyemedi. Ama çok beğendim beğenmemek elimde değildi. Filmin konusu dünyadan soyutlanmış bir gökdelende lüks bir yaşam süren genç bir doktor hakkında. Gelin görün o gökdelende neler oluyor neler =)

Gelecek Günler: Isabelle Huppert'ı baş rolde izlediğimiz bu filmde iki çocuklu, evli bir felsefe öğretmeninin hayatının yavaş yavaş değiştiğini görerek, orta yaştan sonra hayatını getirdiği bu değişikliklerle geleceğini nasıl kurtaracağı sorusunun cevaplarını izliyoruz.

Truman: Festivalin hayvan dostu filmlerinden olan Truman'da öğretmenlik yapan Tomas'ın Kanada'dan Madrid'deki aktör arkadaşı olan Julian'ın yanına bir kaç günlüğüne seyahatini konu alıyor. Truman Julian'ın sadık dostu. Daha fazla spoiler içerecek bilgiler vemeyeyim. Yer yer güldüren ve bir o kadar da hüzünlendiren bu filmi mutlaka izleyin.

Brooklyn: Bir kitap uyarlaması olan Brooklyn 1950'lerde New York'a gelen İrlanda göçmeni Ellis'in hikayesini anlatıyor.

Yüce Sezar: Coen kardeşlerin filmi olan Yüce Sezar aslında eğlenceli bir Hollywood taşlaması. Yıldız isimlerin cirit attığı kadrosuyla Yüce Sezar size keyifli saatler geçirtebilir. Maalesef ülkemizde vizyon görmeyecek.